Türk Filmi Müzikleri #3

Biliyorsunuz ya da şimdi öğreniyorsunuz büyük bir Yeşilçam fanıyımdır. (Hatta winpohu ile bir blog açmaya bile karar verdik.İsim önerilerinizi bekliyoruz.) Yeşilçam müzikleri de benim için özellikle önemlidir.Hani o kimsenin beğenmediği,yüz çevirdiği,güldüğü filmler aslında ne kadar zamanın ilerisindeymiş görmek açısından değerlidir.Komik çekimleri,klişe yerleri ve replikleri,insana yok artık dedirten olayları  yok mu tabi ki var ama en azından günün şartları içinde değerlendirip saygı duyulmalı diye düşünüyorum.Daha önce şurada ve şurada bir takım bestecilerden ve filmlerden bahsetmiştim.Vakit artık devamını yazma vaktidir dedim.Bir miktar araştırmadan sonra yine çok güzel olduğunu düşündüğüm müzikler buldum.

Azize (Fatma Girik) herkes tarafından itilip kakılan,kasabanın çocuklarının dalga geçtiği kambur bir kızdır.Ali (Kadir İnanır) kör bir kemancıdır.Yani Türk filmi yapmak için gerekli tüm hikayeyi sağlamaktadırlar aslında.Filmle ilgili çok fazla detaya girmek istemiyorum ama aklımda kalan tuhaf yerlerini de anmadan geçmek istemiyorum.Bir kere Suzan Avcı çok iyi roldeydi,şaşırdım.Kadir İnanır bir göz ameliyatı sonucunda nasıl oluyorsa mavi gözleriyle ortalarda geziniyordu.Çekimlerde Kadir İnanır’ı nasıl mavi gözlü ettiler onu merak ettim.Lens var mıydı ki o zamanlar.Atıf Yılmaz’ın en tuhaf filmi denirmiş bu film için.Bence güzel bir tuhaflık vardı işin içinde.Fatma Girik’in o güçlü kadın tavırları yoktu ki ben ifrit oluyorum o tavırlarına. Aynı şekilde Kadir İnanır’ın da “ben deli Kadir uleyynn” durumları olmadığı için bence çok güzel filmdi.Çocukların Azize’nin kamburuyla dalga geçip taş attıkları yerde Mikis Theodorakis’in Finale‘si giriyordu ki o sahnenin içinize işlememesi gibi bir imkanınız kalmıyordu.Azize’nin bir de fantastik rüyaları vardır ki ona da yine Mikis amcanın Arrival Of Helen‘i eşlik ediyordu.Bu besteleri bilumum Holivud filmlerinde özellikle eskilerinde de duyabilirsiniz.

Aslında bu bestenin hangi filmde çalındığını hiç hatırlamıyorum ama Çemberimde Gül Oya dizisinden en sevdiğim sahnelerde hep bu parçanın çalındığını hatırlıyorum.Mehmet Yurdanur’a en sevdiğim replikleri söyledikten sonra bu şarkının çalındığını hatırlıyorum.Replikleri de yazayım tam olsun.

 

“Hani böyle karanlık bir gecede;
bir yokuşu inerken, 
bir köşeyi dönersin de deniz çıkar ya karşına
sonra o denizde bir gemi belirir
şıkır şıkır ışıklarla geçip gider
sen sevinirsin, hiç nedensiz 
öyle işte…
seni tanıdığımdan beri öyle bir gemi geçiyor içimden”


 

Bu filmi bilmeyenimiz yoktur herhalde.Bence Tarık Akan ile Gülşen Bubikoğlu’nun en güzel filmi bu filmdir.Hele Gülşen Bubikoğlu hanımın bu filmdeki güzelliği dillere destandır.Zamanında sırf onu izlemek için filmlere giderlermiş hey gidi.Duy bunları Tarık Akan duy.Pabucunu dama atmışlar senin.Bahsedeceğim kısım hani Zehra (Gülşen Bubikoğlu) bir türlü Ferit’in( Tarık Akan) aşkına inanmaz.Onu her kızın peşinde koşan bir çapkın olarak görür.Ama oğlumuz ne yapar? Koskoca yazdığı seni seviyorum yazısıyla kızımızın gönlünü almayı başarır.Tam da bu noktada Philip Sarde’nin Martini Dry‘ı çalmaya başlar.Ve sizde kızla birlikte Tarık Akan’a aşık olmuşsunuzdur.Tamam tamam olmadınız.

Bu beste için bir film belirlemek doğru olmayabilir aslında.Çünkü ne zaman aşıklarımız türlü sorunlardan sonra kavuşsa arkadan hemen bu müzik belirirdi.Bu müziği duyduğumda aklıma Hayat Bayram Olsa filmi geldi.Hani Kadir İnanır ile Hülya Koçyiğit düşman ailelerin çocuklarıdır da kadere bakın ki birbirlerine de aşıklardır.Ama aileleri sebebiyle ayrılmak zorunda kalır onlara bir oyun yaparak aşklarına razı olmak zorunda bırakırlardı.Heh tam o kavuşma sahnesinde bu şarkı çalardı.Ayrıca bu şarkı bizim sanatçılarımızın çok sevdiği yabancı bestenin üzerine Türkçe söz yazarak yeni bir şarkı oluşturma işlemine tabi tutulmuştur ve Gönül Yazar hanım tarafından söylenmiştir.

Sıradaki bestemiz Cüneyt Arkın ile Filiz Akın’ın Küçük Sevgilim filminden geliyor.Cüneyt Arkın’ın sevdiğim filmlerinden biridir ki ben Cüneyt Arkın hiç sevmem ya da vurdulu kırdılı filmlerini sevmiyorum,bilemiyorum.Cüneyt Arkın görüyoruz ki bu filmde asıl mesleği olan doktorluğu yapıyor.Filiz Akın ise onun öğrencisidir ve ikilimiz birbirine aşıktır.Türk filmi klişesi olarak birbirlerine bir türlü açılamayarak insanı kanırtırlar.Neyse kızımızın ablası da hastadır ve onla ilgilenen doktor hiç doktor yokmuş gibi Cüneyt Arkın çıkar ve kızımızın ablası bizim yakışıklı doktora aşık olur ve yaşam sevincini! kaybetmemesi için doktorla evlenmek zorunda kalır.Yine yarım kalan bir aşk.Bestemizin( Saint-Preux – Concerto pour une voix )geçtiği yer ise ablanın kızımıza doktora aşık olduğunu söylediği yerdir ve bu müzikle birleşince ölümcüldür.

Müzikler fazla iç karartıcı oldu değil mi? Neyse bir sonrakine Hayat Sevince Güzel dansı yaptırtacak kıvamda yazıp kimseyi üzmem.Aslında bir dolu besteden daha bahsetmek istiyorum ama şimdilik burada kesmek lazım.Türk filmi sevip bu filmleri izlemeyenler varsa öneririm.Esen kalınız.

 

Reklamlar