Silmeden-Mim

Hikaru bana fikir olarak çok beğendiğim ama yazmanın da çok zor olacağını düşündüm bir mim göndermiş.Konusu : ““Silmeden içimizden geldiği gibi bir yazı yazıyoruz. O anda aklımıza ne gelirse.. düzeltmeden, en dürüst halimizle. Silmeden, üzerinde oynama yapmadan işte.”   imiş.Ondan özendim ben de yazımı bu müzik eşliğinde okumanızı öneriyorum.

Geçenlerde Kocaeli’den İstanbul’a dönerken yolda artık kaçıncıya izlediğimi bilmiyorum ama yine Babam ve Oğlum’u izlemeye başladım.Filmi anlatacak değilim de filmde geçen şu müzik bana kendimi farklı hissettiriyor.,Bazı şarkılar hani insanı çok farklı hissettirir o an ordasındır da aslında kafan orada değildir ne bileyim ruhun ya da beynin senden ayrı bir yolculuğa çıkmış gibi sana hiç hissettirmeden.Ben dramın hiçbir türlüsünü sevmeyen bir insan olarak nedense şarkılar konusunda kendime acı çektirmeyi severim.Durun ben bundan bahsetmeyecektim aslında sinemadan bahsetmek niyetindeydim.

Neden vizyonda hep Amerikan filmleri var.Ben neden Fransız Sinemasi,İtalyan Sineması,Çin Sineması ya da Kore Sineması örneklerini hep gittiğim sinemada izleyemiyorum.Neden festivallerde ancak izlenir? Neden internetten indirmek zorundayım? Amerikan Sinemasına da eyvallah hep olsun ama yanında neden başka örnekler,başka bakış açıları yok.Dünyaya neden Amerika’nın gözlerinden bakmak zorundayız.Emperyalist güç,dünyanın süper gücü,bizi sömürüyor bilmem ne bunlar bahaneleri olabilir ama ben bunu kabul etmiyorum.Salak saçma bütün Amerikan filmleri iki salonda birden oynatılacağına bir salonda Dünya Sineması örnekleri verilse ya.

Sinemadan bahsetmişken geçenlerde CNBC-E’de tüm feminist damarlarımı kabartan,pencereye çıkıp Fuck The Systeminize dememe ramak kalmasına sebep olan bir film izledim. Amerika’da kadınların oy haklarını kazanması için yaptıkları mücadeleyi anlatıyor.Filmi daha sonra anlatmaya çalışacağım ama bazı sahnelerde kanım dondu denir ya onu ilk elden yaşadım.Kadınların eksik etek olduğu, kafalarının çalışmadığı bu yüzden oy hakkı verilemeyeceğini bas bas bağıran adamları mı anlatsam, hapishane sahnelerinde açlık grevi yapan kadınların ağızlarına bir boru sokularak zorla beslenmelerini mi? Film gerçek bir hikayeden uyarlamaymış.Alice Paul adlı oy hakları savunucusu kadının hayatını anlatıyormuş.Filmin bir başka vurucu sahnesi kadınların hep beraber şarkı söyledikleri sahneydi ki  söyledikleri şarkı siyahilerin pamuk tarlasında söyledikleri bir şarkıymış.Baya baya ağladım yani buralarda eahh yeter be diyerek.Ayrıca açlık grevinin eski bir İrlanda geleneği olduğunu öğrendim.Midesi hassas olanlar klibe aman dikkatt.

Kadınlar neden erkeklerin soyadlarını almak zorundadır’a taktım kafayı.Yasalarla bilmem nelerle değiştirildi artık böyle bir zorunluluk yok ya da ikisi birlikte de kullanılabilir tam olarak emin değilim. Ama bizim toplumumuzda bu durumun hoş karşılanması zor gibi geliyor bana.Nasıl olur da ,ne cüretle bu kadın senin soyadını almak istemez değil mi? Bazıları bu soyadı meselesini sevgiölçer olarak kullanıyor.Şöyle ki “bu kadın beni sevmiyor demek ki soyadımı almak istemiyor” diyenler var.Ulan birincisi kadın seni sevmiş ki almış,ikincisi madem sevgi ölçebilen bir şey bu soyadı sen neden kadının soyadını almıyorsun.Yoksa onu sevmiyor musun? Yani olaylar olaylar anlayacağınız.İnsanları anlamak zor.

Bu aralar bu hak,hukuk mevzularına fazlaca kafayı taktım.Gerçi hep takıktım ama uygulamalı bir derste Sendika tarafında olmak bana hiç yaramadı.Sürekli “işçinin hakları ne olacak,nerde kaldı emeğin karşılığı,kıdem tazminatını nasıl olur da vermek istemez ulaaağn” gibi bir dolu soru ile dolanıyorum.Sendikacı mı olsam acaba diye düşünüyorum.Sonra aç kalırım diye de düşünüyorum.Mezun olmaya yaklaşınca içimdeki Deli Dumrul ortaya çıkmak için yol arıyor.Sonum hayrolsun. “İşçiyiz,haklıyız,kazanacağız” .Boykot müziğimi de şuraya dahil edeyim hemen.

ah-nerede-filmi-boykot-sahnesi-muzigi

Mezun olmama 1 ay falan kaldı benim ve ben her mezun genç gibi “ne iş yapacağız ulan biz şimdi” sorularıyla beynimi kulağımdan akıtmakla meşgulüm.Kendime sürekli olarak şu soruyu sorardım, sorarım ama bugüne kadar da yanıtını alamadım.”Benim yeteneğim ne,ne yapmalıyım ki bir ömür boyu mutlu olurum?” Bunlar şimdi sorulacak sorular değil biliyorum,çok önceden kendime sorup yanıtını bulmalıydım ama olmadı ben olduramadım o işi.Aslında ben tarihçi ya da arkeolog falan olmak isterdim.Büyükler gibi konuşacağım ama onların durumu da malum.Benim kast ettiğim şey aslında maddiyat değil “sevdiğin işi yaparsan asla çalışmış sayılmazsın” derler ya hani.Ama ülkede tarihe,tarihi esere verilen değer ne kadar ki mesleği yapan insana saygı duyulsun, el üstünde tutulsun.Bir de şimdi şimdi fark ediyorum ki dil öğrenme ile ilgili konularda iyi sayılırım.Zamanında bu alana yönelseymişim ne iyi olacakmış.Şimdi mezun olurken hepsi için geç olduğunu düşünüyorum yani bunlarla zaman kaybetmeden bir an önce iş bulup eve ekmek parası getirmeliyim.Değil mi ama? Biliyorum biliyorum hiçbir şey için geç değil 😀 Korece öğrenip Samsung’a  kapağı atsam ooo ihya olurum he.Sesli düşünmüşüm buraları afedersiniz.

Artık yazımı sonlandırayım beynimin akışı error vermeye başladı sanırım.Hiçbir şey silinmeyecek,düşündüğün gibi yazacaksın olayı gerçekten zormuş mirim.Nasıl bir yazı yazdım,neyi ne kadar anlattım,anlatabildim mi hiç bilmiyorum.Hikaru sana teşekkürlerimi sunuyorum ve kurban olarak winpohu ile mikalzia‘yı seçiyorum.Hadi uğurlu, kademli olsun canlar miminiz 😀

Reklamlar